Yılların acılarını, kırlaşmış sakallarının tellerini sıvazlayarak, acılarını süpürür gibi dolaştırıyordu parmaklarını sakalının arasından.

Ateşten gömlek biçilmiş günlerinin, mahpusluklarını, işkence hanedeki, ağır hayasızca uyguladıkları işkenceleri, ciğerlerine kadar doldurduğu sigarasının dumanını, içindeki kinle bitmemiş kavganın umudunu üflüyordu sürgün sokaklarına.

Acının, sürgünlüğün, özlemin, korkunun bir yaşamı nasıl yoğurduğunu düşünüyorum onun gözlerinin derinliklerinde.

Direncin, dayanmanın, yaşanmış kederlerin masallaşmasını hissediyorum kırlaşmış saçlarında.

‘’Özgürlüğün bedeli ağır oluyormuş’’ diyor, yılları omzunda taşıyan ağır bir yükmüş gibi…

‘’Tek özlediğim; özgürlüğü, demokrasiyi görebilmek kendi ülkemde. Ölmek istemiyorum sürgünde barışa kardeşliğe özlemle’’ diyor…

Göğüs kafesindeki çelikleşmiş, düşmana inat çarpan, kıpır kıpır heyecanlı yüreğini, beyazlaşmış göğüs kıllarını titretişinden hissediyorum.

Sessizce uzaklaşıyor, yorgun ayaklarını yavaş yavaş adımlayarak…

Bir yaşamı, yaşamsal kılacak olgu, inandığın şeyi özgürce haykırabilmek…

Bu yorgun yüzler, bu yorgun ayaklar, bu ağarmış sakallar faşizan zihniyetlerin kabusu olacak, bir bıçak ağzı gibi bileniyorlar…

İşte ondandır yorgunlukları, işte ondandır umudun kazanımının kaçınılmaz olduğu…

Bin yıllık acının, baskının birikimini yüklenmiş geliyorlar…

Barışa özgürlüğe kardeşliğe koşanların en uzun en soluklu koşusunu son kez hep beraber koşuyorlar…

Başka çareniz yok artık…

Kabullenmek mecburiyetindesiniz.

Bu devranın sizin sürdürdüğünüz biçimde gitmeyeceğini, başkalarının çocuklarının kanları üzerinden kahramanlık yapılamayacağını öğreneceksiniz.

Yalanla, soygunla, inkarla, devam eden saltanatınızın sonuna geldiğinizi kabulleneceksiniz…

Bu topraklarda, bu coğrafyada sizden başka birilerinin yaşadığını, sizin gibi düşünmeyen, sizin gibi konuşmayan, sizin gibi inanmayan azınlıkların olduğuna alışacaksınız…

Yüz yılar boyu süre gelmiş azınlığın çoğunluğu ezdiği, sömürdüğü kanlı boğuşmanın ezilen yoksul halklara ödetilen/ödettiğiniz bedellerin, siz istiyorsunuz diye devam etmeyeceğine alışacaksınız…

Sizin, ötekileştirdiğiniz, yoksullaştırarak üzerlerine basarak yükseldiğiniz, büyük bir çoğunluğun olduğunu kabulleneceksiniz…

Anlayamadığınız, kabullenemediğiniz gerçeklere yönelik baskılarınız biriktikçe dünyayı yaşanılmaz hale getirdiniz…

Özgür yaşamanın tadını ruhumuzda hep beraber hissetmek hep beraber paylaşmak istedik…

‘Yarin yanağından gayrı hep beraber’ olsun dedik…

Bu son yürüyüşümüz, son sözümüz...

Yüzyılların hıncını, sürgünlüğün, yalnızlığın acılarını, avuçlarımızda bir volkan ateşi koru gibi söndürerek geliyoruz…

Bu kavga en sonuncu kavgamızdır…

‘Kurtulmak yok tek başına, ya hep beraber, ya hiç birimiz’…

Paris