Salıcı, “Biz, Kürt sorununun olduğunu, Kürt sorununun nasıl çözülmesi gerektiğini yazan, tartışan bir siyasi gelenekten geliyoruz” dedi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, Altılı İttifak’tan, HDP ile ilişkilere, Kürt sorunu ve gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Salıcı; “Ben kendi Genel Başkanımı, sistem değişmeden önce başbakanlığa layık görüyordum da, şimdi cumhurbaşkanlığına mı layık görmeyeceğim? Bu bizim için tartışma konusu bile değil ama belirleyecek olan ben değilim, CHP örgütü de değil. Adayı altılı masa belirleyecek, oradan çıkacak karara da biz saygı duyacağız” dedi.

Kürt sorununa yönelik eleştirilere değinen Salıcı, “Biz “Kürt sorunu çözülmesin” demedik. Biz, Kürt sorununun olduğunu, Kürt sorununun nasıl çözülmesi gerektiğini yazan, tartışan bir siyasi gelenekten geliyoruz. SHP zamanında da, CHP zamanında da partilerin belki isimleri değişti ama bu sorun tartışıldı. “Kürt sorunu yoktur” diyen birçok insanın olduğu 1990’lı yıllarda, açıklıkla kendi çizgisini koydu CHP. SHP’nin 1989’daki raporu gibi. Bu açıdan biz çözüme karşı olmadık hiç bir zaman. Kürt sorununun, Türkiye’nin üniter yapısı içinde, demokratik yollarla ve parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyledik. İktidar ise kapalı kapılar ardında, toplumun temsilcilerinin süreç dışında bırakıldığı bir yöntemi tercih etti. Süreç akamete uğradı” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, Politik Yol’dan Ali Haydar Fırat’ın sorularını yanıtladı.

Altılı ittifak süreci devam ediyor. Hangi aşamada süreç?

Şu ana kadar gelmiş olduğumuz nokta sürecin en zor kısmıydı. Çünkü ittifak olarak iktidara geldiğimiz de yapacaklarımızı, yapmayı planladıklarımızı yazılı hale getirdik ve taahhüt ettik. Elbette bizim de dâhil olmak üzere, altı partinin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem tarifi vardı. Ortaya çıkan metin ise altı partinin uzlaştığı metin oldu. Ve seçim tarihi belli olmadan genel başkanlar imzalarıyla bunu kamuoyuna duyurdular. Bu metin, iktidar olduğumuzda nasıl bir Türkiye inşa edeceğimizin temel metni.

Temel özelliği nedir bu metnin?

En temel özelliği hukuk devletinin yeniden inşa edilmesidir. Türkiye’de pek çok sorun var. Ekonomide, sağlıkta, adalette sorunlar var. Eğer biz hukuk devletini yeniden inşa edebilirsek, Türkiye’ye yatırım artar, yurt dışına sermaye çıkışı beyin göçü durur. Hukuk devleti demek, her alanda kuralların olması, kurumların bu kurallara uygun biçimde çalışması demektir. Güçler ayrılığının yeniden sağlanması demektir. Adaletin gerçekten bağımsız ve tarafsız olması demektir. Bu da güven demektir. Güven olduğu zaman, toplumun her alanında sorunlar belki bir anda çözülmez ama çözüm yolunda güçlü bir ilk adım atılmış olur.

“KİMSEYİ CHP’YE BENZETMEYE ÇALIŞMIYORUZ”

Altı benzemez parti nasıl bir aradasınız?

Doğaldır ki altı siyasi parti birbirinden farklı. Biz birbirimize benzemeye çalışmıyoruz. Biz İYİ Parti’yi CHP’lileştirmeye çalışmıyoruz ya da Demokrat Parti’yi, Saadet Partisi’ni kendisine benzetmeye çalışmıyor. Farklılıklarımızla siyaset yaparken, kendi tabanımıza ya da seçmen kitlesine de bu gerçeği ifade ediyoruz. Her konuda aynı düşünmek zorunda değiliz, öyle bir çabamız da yok. Ortaklaştığımız konularla toplumun önüne çıkıyoruz. Dolayısıyla her konuda ortaklaşma çabası içinde olmadan ama mutabık olduklarımızı öne çıkaran bir yaklaşımla da bundan sonra devam edeceğiz.

Bizim kendimize ait bir ekonomi politikamız var, diğer siyasi partilerin de kendilerine ait bir ekonomi programı var. Bizim dış politika programımız var, diğer siyasi partilerin de var. Seçim sürecinde ortaya koymuş olduğumuz yaklaşımlarda da birbiriyle farklılaşmalar olabilir ki bu normaldir.

Millet İttifakı’nın adayı çok merak ediliyor, neden?

31 Mart yerel seçiminden önce bize, CHP aday açıklayamıyor diyorlardı. İYİ Parti ile CHP’nin yürüttüğü süreçte büyük sıkıntılar var deniyordu. Bu ve benzeri cümleleri TV’lerde yorumcular sıkça dile getiriyorlardı. Bu bakışın temeli toplumda “Millet İttifakı’nda sorun var algısı yaratmaktı. Çünkü AK Parti ile MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın hikâyesi bitmişti.

Şimdi benzer stratejiyi adaylık konusunda yapmaya çalışıyorlar. Adaylığı sürekli gündemde tutma Cumhur İttifakı’nın bir stratejisi. Bizim bu konudaki duruşumuz açık; altı genel başkan masaya oturacaklar ve Millet İttifakı’nın adayını belirleyecekler. O aday kimse, biz ona sahip çıkacağız. CHP örgütü de oradan gelecek olan aday ismine sahip çıkacak.

“TÜRKİYEYİ YENİDEN İNŞA EDECEK İNSANI SEÇECEĞİZ”

Özelliği ne olacak? Nasıl bir profil olacak?

Oradan çıkacak adayın temel hedefi; mutabakat metnindeki görüşleri temsil etmesi ve o süreci yürütmesi olacak. Hukuk devletinin yeniden inşa sürecini yürüten kişi olacak. Bu ittifak seçim bittiği gün bozulacak değil. İktidara geldikten sonra da ittifak devam edecek. Parlamentoda milletvekilleri ile geçiş ve değişim sürecini organize edecek bir ittifak olacak bu. O yüzden bir isim tartışmıyoruz, geçiş sürecini, o süreçte yapılacakları, ilkeleri ve programı tartışıyoruz.

Diğer taraftan biz erken seçim istiyoruz. Çünkü Türkiye’nin hikâyesini değiştirmemiz lazım. AK Parti değişmediği, Cumhur İttifakı değişmediği sürece Türkiye’nin hikâyesinin değişmeyeceği ortaya çıktı.

Peki, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ile ilgili partideki genel durum nedir?

Ben CHP’liyim. Doğal olarak benim gönlümden geçen aday, Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Parlamenter sistemde olsaydık başbakanın kim olacağını tartışacak mıydık? Hayır. Parlamentoda en çok oy alan partinin Genel Başkanına yetki verilecekti. Ben kendi Genel Başkanımı, sistem değişmeden önce başbakanlığa layık görüyordum da, şimdi cumhurbaşkanlığına mı layık görmeyeceğim? Bu bizim için tartışma konusu bile değil ama belirleyecek olan ben değilim, CHP örgütü de değil. Adayı altılı masa belirleyecek, oradan çıkacak karara da biz saygı duyacağız.

“BASKIN SEÇİM HALA MÜMKÜN”

Baskın seçim olasılığı görüyor musunuz?

Baskın seçim ihtimalinin ortadan kalktığı kanaatinde değilim. Parlamentoda seçimle ilgili bir kanunun kabul edilmesi, dolayısıyla bazı kesimlerde, seçimler zamanında olacak gibi bir duygu ortaya çıkardı. Ama ben bu düzenlemenin seçimlerin daha erken yapılmasına engel olacağını düşünmüyorum. Yapılan bu düzenleme uygulanmadan seçimler erken yapılabilir.

Diğer taraftan biz erken seçim istiyoruz. Çünkü Türkiye’nin hikâyesini değiştirmemiz lazım. AK Parti değişmediği, Cumhur İttifakı değişmediği sürece Türkiye’nin hikâyesinin değişmeyeceği ortaya çıktı. Artık “gözlerimin içine bakın oradaki ışıltıyla ekonomiyi yönetiyoruz” diyen bakanlar var. Hayat pahalılığı almış başını gitmiş durumda. Bunun değişmesi için Türkiye’nin seçime ihtiyacı var. Ne kadar erken olursa Türkiye o kadar hızlı değişir, düze çıkar, normalleşmeye başlar.

Helâlleşme çağrısı yapıldı. Sizde nasıl bir izlenim var, parti buna yeteri kadar sahip çıktı mı?

Genel Başkanımızın yaptığı bu çıkış anlamlı bir çıkış. Bizim siyasi ve toplumsal tarihimiz, toplumun farklı kesimlerinin yaşadığı acıların konuşulduğu, bazen bilinmediği bir tarih. Diğer yandan bazı siyasetçiler bu tarihsel acıları yarıştırarak siyaset yapmıştır. Devletin, vatandaşına karşı hak ve özgürlükler çerçevesinin dışına çıkıp yaşattığı her acıdan, yaşatmış olduğu her olumsuzluktan bir ders çıkarıp, geleceği o şekilde kurmamız gerekiyor.

İşte genel başkanımız bunu yaptı. Hem de CHP Genel Başkanı olarak. Ancak bu tek başına bizim üstleneceğimiz, ya da bizim yürüteceğimiz bir süreç değil. Asıl devleti yönetenlerin de dönüp, toplumla bu konuda helalleşmesi gerekiyor.

Bu konuyla ilgili tartışmalar oldu. Bazıları dedi ki: Hiçbir şeye gerek yok, zaten böyle iyi. Bazıları da dedi ki: Hayır var aslında, bu anlamlı bir mesaj. Ben açıkçası bunun zaman içinde farklı toplumsal kesimler tarafından sahiplenildiğini gördüm. Helâlleşme bir tür yüzleşme ve toplumsal barışı yeniden tesis etme, toplumsal huzuru sağlama çabası. Bu çıkışa o çerçevede bakmamız gerekiyor.

Dolayısıyla CHP örgütlerinde de bunun yayılması, kendi içinde konuşulması, topluma anlatılması bir süreç alacak. Bir kere söylenip geriye çekinilecek bir şey değil. Zaman içinde tekrar ederek ne olduğunun, nasıl olduğunun anlaşılması gerekecek. Helalleşme de böyle süreç olacak.

“HEDEF ÖRGÜT KAPASİTESİNİ ARTTIRMAK”

Doğu masası kurdunuz. Kuzey Irak’ta bir ziyaret geçekleştirdiniz sonra Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır gezisi oldu. Bölgede CHP’ye karşı nasıl bir izlenim ediniyorsunuz? Kürt sorununun çözümü ile ilgili CHP kendine nasıl bir misyon biçiyor? HDP ile ilişki üzerine neler söyleyeceksiniz?

Sondan başlayalım. Kürt sorunuyla ilgili olarak CHP’ye çözüm süreci zamanından kalan eleştiriler var. Çözüm süreciyle ilgili iki şeyi doğru vurgulamak lazım. Sayın Kılıçdaroğlu’nun şöyle bir sözü vardı; “Benim siyasi kariyerime mal olacağını bilsem dahi bu sorunun çözülmesi için biz size kredi açıyoruz”.  Erdoğan hiç gecikmedi cevap verdi; “Bizim senin kredine ihtiyacımız yok kardeşim” dedi.

Biz “Kürt sorunu çözülmesin” demedik. Biz, Kürt sorununun olduğunu, Kürt sorununun nasıl çözülmesi gerektiğini yazan, tartışan bir siyasi gelenekten geliyoruz.

Erdoğan iktidar partisi, biz ana muhalefet partisiyiz. Türkiye’de toplumsal sorunların çözümü bazen iktidarla, muhalefetin işbirliği yapmasından geçer. Çözüm,  muhalefetin de süreçlere katılmasından geçer. Ne yazık ki Erdoğan, o dönem Genel Başkanımızın açıklamasını reddederek, konuyu kendi siyasi hesaplarının çerçevesinde gördüğünü ortaya koydu.

“CHP HEP ÇÖZÜMDEN YANA OLDU”

CHP çözümden yana oldu…

Elbette. Biz “Kürt sorunu çözülmesin” demedik. Biz, Kürt sorununun olduğunu, Kürt sorununun nasıl çözülmesi gerektiğini yazan, tartışan bir siyasi gelenekten geliyoruz. SHP zamanında da, CHP zamanında da partilerin belki isimleri değişti ama bu sorun tartışıldı. “Kürt sorunu yoktur” diyen birçok insanın olduğu 1990’lı yıllarda, açıklıkla kendi çizgisini koydu CHP. SHP’nin 1989’daki raporu gibi. Bu açıdan biz çözüme karşı olmadık hiç bir zaman. Kürt sorununun, Türkiye’nin üniter yapısı içinde, demokratik yollarla ve parlamentoda çözülmesi gerektiğini söyledik. İktidar ise kapalı kapılar ardında, toplumun temsilcilerinin süreç dışında bırakıldığı bir yöntemi tercih etti. Süreç akamete uğradı.

Erbil ziyaretine gelirsek…

Bizim Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı (OBİT) önerimiz var. Son kurultayımızda da ilan edilen İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesinin içinde de OBİT’in yeri var. Bu girişimin amacı, coğrafyamızda huzurun egemen olmasına katkı sunmak. Biz bölgemizde terörün, iç kargaşanın ve onlardan kaynaklanan sığınmacı problemlerinin değil; toplumsal barışın, refahın olduğu, ticaretin, iyi ilişkilerin konuşulduğu bir ortam olsun istiyoruz. Bunu muhalefetteyken de söylüyoruz, “iktidara geldiğimizde de uygulayacağız” diyoruz. Erbil ziyaretini bu kapsamda gerçekleştirdik. Bölgesel yönetimi ziyaret ettik. Yaptığımız görüşmelerde bu vizyonu ve bakışımızı anlattık.

Doğu Masası çalışmaları nasıl gidiyor?

Doğu masası fikri son kurultaydan önce ortaya çıkmış bir fikirdir. Kurultaydan hemen sonra da çalışmaları başlattık. Yüzde 2-3 oy aldığımız doğu ve güneydoğuda önemli metropol iller var. Diyarbakır, Van, Şanlıurfa bölgenin en büyük illeri. Buralarda oylarımız düşük. Bu nedenle, buralarda biz niye oyumuzu artıracak bir çalışmanın içine girmeyelim diye düşündük ve başladık. Hedefimiz öncelikle partimizin örgütsel kapasitesini arttırmak oldu. Bizim orada il başkanımız, ilçe başkanımız var ama siyaset yapmak sadece il, ilçe başkanının sırtına yüklenecek bir sorumluluk değil. Bu yüzden Genel Merkez olarak biz de, bu sürecin içine dâhil olduk. Yine Türkiye’nin farklı bölgelerinden CHP’li siyasetçiler de bu sürecin parçası oldular. Bu çalışmalar kurultaydan beri devam ediyor.

AK Parti bize bir siyaset alanı tanımlıyor ve bizden onun içinde siyaset  yapmamızı bekliyor. Biz o siyaset alanı içinde kaldığımız sürece, AKP iktidar olmaya devam edecek, biz de muhalefette kalmaya devam edeceğiz.

Diyarbakır’da Genel Başkanımıza gösterilen ilgi, bu çalışmaların sonuçlarından birisi. Sadece Diyarbakır’da değil, benzer ilgi Van’da da vardı. Yarın öbür gün başka ziyaretlerde de ortaya çıkacak. Bu çalışmamız, tüm bölgede karşılık buluyor. Doğu Masası kapsamında 24 il var. Erzurum da var, Iğdır da var, Adıyaman da var.

Bütün bu çalışmalar kamuoyu araştırmalarına da yansıyor. Biz Diyarbakır’dan milletvekili çıkaracağız, Van’dan da çıkaracağız. Doğu ve Güneydoğu’da milletvekilimiz olmayan illerden milletvekili çıkaracağız.

Bizim bir iddiamız var, Türkiye’yi değiştireceğiz, hukuk devletini yeniden inşa edeceğiz. Doğu ve Güneydoğu’dan oy almadan, Türkiye’nin tamamındaki vatandaşları kucaklamadan bu iddiamızı gerçekleştirsek de eksik olur. Orada yakasında CHP rozeti olan arkadaşlarımız parlamentoya girip, o bölgede yaşanan sorunları anlatmalı, çözüm önermeli. Biz bunu gerçekleştireceğiz.

“İÇ ANADOLU MASASI KURULACAK”

Başka bir masa var mı bu çerçevede?

Karadeniz masası oluşturduk. Çünkü orada da eksiğimiz var. Bu bölgede de milletvekillerimiz var, güçlü örgütümüz var ama çok daha fazlasını yapmalıyız. O bölgedeki 12 ilde, 2018’de bizim oyumuz yüzde 19.5 ama AK Parti’nin oyu yüzde 51,5 idi. Bizim neden Rize’den milletvekilimiz yok? Buna engel olan ne?

AK Parti’nin yaratığı bazı efsaneler, algılar var. Bize “Sivas’ın ötesine geçemiyorsunuz” diyorlardı. Erdoğan en son bize o lafı söylediğinde, ben Hakkâri’de parti rozeti takıyordum. 31 Mart öncesinde “CHP’li belediyelere oy verirseniz size sosyal yardım yapmazlar” dediler. Sonuç ne oldu? Yardımlar artarak devam etti. Özetle yarattıkları tüm algılar tek tek çöküyor.

Şimdi bir adım daha atıyoruz…

Nasıl bir adım?

Önümüzdeki Salı günü İç Anadolu Masası’nı da kuruyoruz. Salı günü il başkanlarımız, bölgedeki milletvekillerimiz ve PM üyelerimizle bir araya geleceğiz. Partimizi İç Anadolu’da güçlendirmek için neler yapabiliriz diye tartışacağız. Masanın Koordinatörü de Kırıkkale Milletvekilimiz Ahmet Önal olacak.

“HDP’NİN ŞEYTANLAŞTIRILMASINA KARŞIYIZ”

Peki, HDP ile ilişkiye gelelim

HDP başka bir siyasi parti, CHP başka bir siyasi parti. HDP çözüm süreci sırasında AK Parti tarafından çok iyi görülen, olumlu bakılan bir siyasi partiydi. Sonra süreç olumsuz sonuçlandı ve HDP istenmeyen parti oldu. Oysa bizim HDP’ye bakışımız hiç değişmedi.

Şimdi siyasi iktidar, HDP’ye yönelik şeytanlaştırma politikası izliyor. Siyaseten yok sayıyor. Hatta partinin kapatılmasını tercih eden bir siyaset dili var. Ama biz bunların hepsine karşıyız. Biz, HDP’yi yasalar çerçevesinde kurulmuş bir siyasi parti olarak görüyoruz ve hiçbir partiye baskıyı kabul etmiyoruz.

"Soylu devreye girdi, Ankara Başsavcı Vekili 'Peker krizi' nedeniyle görevden alındı" "Soylu devreye girdi, Ankara Başsavcı Vekili 'Peker krizi' nedeniyle görevden alındı"

Şimdi siyasi iktidar, HDP’ye yönelik şeytanlaştırma politikası izliyor. Siyaseten yok sayıyor. Hatta partinin kapatılmasını tercih eden bir siyaset dili var. Ama biz bunların hepsine karşıyız.

Şimdi iktidar bizi HDP ile yan yana getirme, işbirliği içinde gösterme çabası içinde. Buradan kendisine siyasi bir rant bekliyor. Oyunu bu suçlama üzerinden artırabileceğini düşünüyor. Oysa biz siyaseten rakip olsak da, tüm partilerle görüşebilen, diyalog kurabilen bir yerdeyiz. HDP ile de öyle.

Siz son olarak Demirtaş’ı ziyaret ettiniz. Neler konuştunuz?

Selahattin Demirtaş siyasi nedenlerle hapiste tutulan bir kişi. Tek kişi de değil üstelik. Ben ondan önce de Osman Kavala’yı ziyaret etmiştim. Yapmış olduğu gazetecilikten dolayı hapse atılan Müyesser Yıldız’ı da, başka kişileri de ziyaret etmiştim. Son olarak Demirtaş’ı ziyaret ettim.

Cezaevi koşullarını, oradaki günlük hayatın rutinini ve tabii siyaseti de konuştuk. Ama ziyaret, özü itibariyle insani bir ziyaretti.

Altılı ittifaka bakışını vs. hiç konuşmadınız mı?

Yok, o tür şeylere girmedik. Ama şunu söyleyeyim, AK Parti bize bir siyaset alanı tanımlıyor ve bizden onun içinde siyaset yapmamızı bekliyor. Biz o siyaset alanı içinde kaldığımız sürece, AKP iktidar olmaya devam edecek, biz de muhalefette kalmaya devam edeceğiz.

Biz de, onun tanımladığı siyaset alanını elimizin tersiyle itiyoruz. Tüm Türkiye’yi esas alan, geçmişte CHP’ye oy vermemiş, oy vermeyi aklından bile geçirmemiş kesimlere giden, onlarla görüşen, onların CHP’ye oy vermesini sağlayan bir siyaset yürütüyoruz. AK Parti bundan rahatsız. Bunu çok iyi anlıyorum ama bizim siyasetimizi onlar belirleyemez. Bizim siyasetimizi CHP kurulları belirler.

CHP örgütü bu dönüşüme uyum sağlayabildi mi?

Son kurultayımızda Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu tarihi bir oyla seçildi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun yürüttüğü 31 Mart Yerel Seçim süreci veya ittifak siyaseti ile ilgili parti örgütümüzde herhangi bir tartışma yok. Genel Merkezimiz tarafından belirlenen, uygulanan siyasete, parti örgütü sahip çıkıyor. Yürütülen siyasetin gereği olarak kendilerine verilen ödevlere, kendilerinin yapması gereken şeylere de sahip çıkıyor.

Biz iktidar olmak istiyoruz. CHP yüzde 35-40 oy aldığı zaman biz bundan sadece mutluluk duyarız.

Yine biz, üye sayımızı artırmaya çalışıyoruz. Üyemiz olmayan mahalle, köyler vardı, oralarda CHP’ye üye yapıyoruz. Seçim tarihi belli değil ama biz sandık sorumlularımızın yüzde 98.5’ini belirledik. Onların seçim günü yapacakları çalışmalar üzerine yoğunlaşıyoruz. Bu temel başlıklar çerçevesinde CHP örgütü, siyasetin matematik tarafına da ağırlık veriyor. Örgütümüzün yaptığı çalışmaları da ölçüyoruz. Yani 3 Kasım 2020’den beri CHP örgütünün faaliyetleri Genel Merkez tarafından ölçülebiliyor. Örgütümüz de kendisiyle ilgili rakamları kendisi de görebiliyor. Dolayısıyla hem siyasi olarak hem de örgütsel olarak çalışmaya devam ediyoruz.

“CHP DEĞİŞMEDİ”

Peki, CHP değişti mi?

Hayır, CHP programı değişmiş değil. Sosyal demokrat, toplumsal dayanışmaya önem veren, sosyal adalete önem veren, Atatürk ilkelerini sahiplenen, kurucumuz Atatürk’e sahip çıkan bir parti. Partinin siyasi çizgisinde bir değişiklik yok. Bir sağa kayma falan yok. Peki, CHP’nin parti çizgisini koruyarak, kurucu felsefesini koruyarak toplumun daha önce CHP’ye oy vermemiş kesimlerinden oy talep etmesinde ne sakınca var? Bu niye rahatsızlık yaratıyor?

Biz iktidar olmak istiyoruz. CHP yüzde 35-40 oy aldığı zaman biz bundan sadece mutluluk duyarız. İki şey karıştırılmasın; partinin sağa kayması başka bir şey şimdiye kadar ulaşamadığımız kesimlerden geniş bir destek çalışması içine girmek ve buradan sonuç almak başka bir şey.

Sosyalist solla partinin bir ilişkisi var mı?

Var tabi ki. Orada da birçok siyasi parti var. O siyasi partilerden görüşme talebi oluştukça görüşmeler de yapılıyor. Ama seçim sürecine giderken oradaki ilişkiler nasıl şekillenir bugünden ona dair bir şey söyleme imkânımız yok. Yani Beyoğlu adayımız Alper Taş’tı hatırlatırım. ÖDP eski Genel Başkanı. Onlarla görüşünce sola kaymış, başka siyasi partilerle görüşünce sağa kaymış olmuyoruz. CHP yerinde duruyor, ana felsefesine ve gündemine hâkim ama geniş kesimlerden oy almak istiyor ki, bu da siyasetin gereği. Yani birisinin dönüp de Erdoğan’a “sen liberallerden oy aldın, artık liberal oldun” diye bir eleştiri yönelttiğini ben hatırlamıyorum.