T24 yazarı Tolga Şardan, Türkiye'de adı organize suç örgütü lideri Sedat Peker'in ifşalarıyla gündeme gelen kumarhane işletmecisi Halil Falyalı'nın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmesinin ardından ortaya çıkan son durumu köşesine taşıdı.

İstanbul ve Kıbrıs'taki gözaltıların yanı sıra elde edilen delillerin incelemesinin sürdüğünü hatırlatan Şardan, soruşturmada elde edilen maddi delillerin incelenmesinde 'ilginç bir uygulama' olduğunu söyledi:

"Şöyle ki, Kıbrıs'ta yaşanan adli olaylarda tespit edilen maddi delilleri inceleyecek polis kriminal laboratuvarı mevcut değil. Yerel polisin gerek olay yerinde topladığı, gerekse soruşturmaların sonraki aşamalarında el koyduğu her türlü delilin incelemesi Türkiye'de yapılıyor. Çünkü 1985 tarihli KKTC Anayasası'nın geçici 10. maddesindeki 'savunma ve işbirliği' hükmüne göre Kıbrıs'ın polis teşkilatı Türkiye'ye bağlı.

SORUŞTURMAYA YÖN VERECEK ASIL KRİMİNAL SONUÇLAR TÜRKİYE'DEN GÖNDERİLİYOR

Ölümle biten şüpheli olaylarda ön otopsi Ada'da yapılırken, soruşturmaya yön verecek asıl kriminal sonuçlar Türkiye'den gönderiliyor. Bu uygulama döngüsü sebebiyle Falyalı cinayetiyle ilgili kriminal laboratuvar sonuçları Türkiye'den Kıbrıs'a gönderilecek."

Şardan, Falyalı cinayetinin ardından adada yaşanan gelişmelere de yer verdi:

"Halil Falyalı'nın ölümünden sonra işlerini devralması beklenen kardeşi Hüsnü Falyalı'nın bir süre önce ağabeyi ile birlikte yürüttüğü işlerini tasfiye ettiğini öğrendim. Kardeş Falyalı'nın yakın zamanda ağabeyini koruyabilmek amacıyla işlerin bir bölümünden kurtulmayı teklif etti ancak olumlu yanıt alamayınca ağabeyinden ticari faaliyetlerini ayırdı.

'SARALLAR GRUBUNDAN SONRA ÇAKICI DA FAALİYETE BAŞLADI'

Diğer bir önemli bilgi ise cezaevinden tahliye olduktan sonra yeniden piyasaya gireceği konuşulan yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Alaaddin Çakıcı, Kıbrıs'ta otel kumarhanesinin işletmeciliğini üstlendi.

Böylelikle, Ada'da Sarallar grubundan sonra Çakıcı da faaliyete başlamış oldu."

Şardan’ın T24’te yayımlanan yazısının bir bölümü şu şekilde:

Daha önceki yazılarda da belirttiğim gibi Falyalı, Doğu Akdeniz'de yasa dışı bahis başta yeraltı dünyasının önde gelen figürüydü.

Bölgeyle bağlantılı kara para aklama sisteminin kilit isimlerdendi.

Cinayetten sonra pek çok yorum yapıldı ve halen de yapılıyor.

Silahlı saldırı sonrasında yakalanan şüpheliler var. Şüphelilere atfen gündeme gelen anlatımlar mevcut.

Soruşturma elbet bir noktaya ulaşacak. Fakat gerek Falyalı'nın konumu, gerekse cinayetten sonra yaşanacaklar, ulaşılan noktanın ne kadar doğru olduğunu zaman içinde gösterecek hiç kuşkusuz.

Ancak anlaşılıyor ki; Falyalı, tıkanan sistemin yeniden işlerliğe kavuşturulması ya da sistemin yeniden biçimlendirilmesi sürecinde saf dışı bırakılması gereken bir anahtardı.

Büyüteç'i yazmadan önce son durumu anlayabilmek amacıyla gelişmeleri yakından takip eden bir kaynakla görüştüm.

Farklı bir analizde bulundu.

Kaynağıma göre, Falyalı hakkında Kıbrıs'ta başlatılan "bir çalışanını dövdürme" soruşturması aslında sistemin yeniden biçimlendirilmesinde önemli bir köşe taşıydı.

Daha açık konuşmasını istediğimde şu yorumu yaptı bana:

"Falyalı, cezaevine konulmaya çalışıldı. Kanımca bu kendisine verilen bir mesajdı. 'Elini eteğini çek, kendini kurtar. Biz dışarıda düzenlemeyi yapalım, ondan sonra sen de dışarı çıkarsın' dendi. Ancak, Falyalı kendisini sistem dışına iten bu teklifi kabul etmedi. Belki de yapılmak istenilenin farkına vardı. Hiç cezaevine girmedi. Hakkındaki süreç tamamlanana kadar sağlık gerekçesiyle hastanede kaldı ve işlerine devam etti.

Bu kurguyu yapanlar Falyalı'nın kendisi hakkındaki plana karşı direnmeye çalıştığını değerlendirdi. Falyalı yerel halka, siyasete ve devlet yönetimine yakın durarak kendisine önemli bir hareket alanı sağlamıştı. Kendi insanına karşı aşırı yardımseverdi. Pandemide yurt dışında ilaç getirtip dağıttı. Çocuklara tablet bilgisayarlar dağıttı. İhtiyaç sahiplerine gıda kolileri gönderdi.

Böylelikle kendisini sevmeyenlere karşı, yardımseverliği sayesinde duygusallığı ön plana alan kendi yapısını kurdu. Kaldı ki Kıbrıs halkı, 'illa bir mafya olacaksa benim mafyam olsun, dışarıdan kimse gelmesin' görüşünde. Özellikle Türkiye'den gelen gruplar yerel halkı fazlasıyla rahatsız ediyor.

Sonuçta belki Türkiye kökenli mafya grupları veya uluslararası oluşumlar Falyalı'yı kontrol altına almak yerine tamamen saf dışı bırakmayı tercih etti."

Ne dersiniz bu yoruma?

Yeri gelmişken, çalışanına dayak atılması olayı ile mahkemede ifade veren Falyalı, kendi ağzından mal varlığını da açıkladı.

Mahkemede konuşan Falyalı, 400 milyon dolarlık -günümüz döviz kuru üzerinden yaklaşık 5.4 milyar lira– serveti olduğunu anlattı. Falyalı aynı duruşmada Kıbrıs'ta yatırımlarının bulunduğunu, yeni projelere hazırlandığını ve yurt dışına kaçma düşüncesinde olmadığını söyledi.

Falyalı, hakkındaki soruşturma nedeniyle neden günlerce polise teslim olmadığı sorusunu "olayın aydınlatılmasını bekledim" diyerek yanıtladı.

Konuyla bağlantılı birkaç küçük not daha vereyim:

Halil Falyalı'nın ölümünden sonra işlerini devralması beklenen kardeşi Hüsnü Falyalı'nın bir süre önce ağabeyi ile birlikte yürüttüğü işlerini tasfiye ettiğini öğrendim. Kardeş Falyalı'nın yakın zamanda ağabeyini koruyabilmek amacıyla işlerin bir bölümünden kurtulmayı teklif etti ancak olumlu yanıt alamayınca ağabeyinden ticari faaliyetlerini ayırdı.

Diğer bir önemli bilgi ise cezaevinden tahliye olduktan sonra yeniden piyasaya gireceği konuşulan yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Alaaddin Çakıcı, Kıbrıs'ta otel kumarhanesinin işletmeciliğini üstlendi.

Böylelikle, Ada'da Sarallar grubundan sonra Çakıcı da faaliyete başlamış oldu.

Büyüteç'i yazdığım saatlerde cinayet soruşturması kapsamında İstanbul'da gözaltına alınan şüpheliler, adliyeye çıkarıldılar.

Ne bilgiler verdiklerini öğrenme imkânımız olacak. Davanın seyri ve sır perdesinin kaldırılması açısından önemli bu ifadeler.